Geçmiş kültürlerin izini taşıyan maddi kalıntılar, üzerine geleceğimizi kurmakta olduğumuz tarihi gelişimi yansıtırlar. Kültür ve tarih mirasımızın kalıcılığını ve sürekliliğini tehdit eden faktörler karşısında mimarlar, arkeologlar ve sanat tarihçileri, bilimsel çalışmaların öz kaynağını oluşturan eserlerin korunması ve bakımı konusunda uzunca bir zamandır çalışmaya yönelmişlerdir. Dünya’da Türkiye kadar zengin kültür mirasına sahip olmadığı halde, ileri ve ilerlemekte olan tüm ülkeler, “koruma” alanında büyük yatırımlar yapmış, bilimsel ve kapsamlı eğitim programları açarak konunun uzmanlarını yetiştirmişlerdir. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra, kültürel mirası koruma etkinliğinin zanaat olmaktan çıkıp bilimsel nitelik kazanması dünyada koruma içerikli eğitim programlarının hızla çoğalmasına yol açmıştır. Bu sayede çoğalan ve çeşitlenen araştırma yöntemleri kültür varlıklarının hizmetine sunulmuştur.

Ülkemizde ise bu alanda faaliyet gösteren eğitim programlarının sayısının bir elin parmaklarını geçmediği, var olanlardan yetişen sınırlı sayıdaki koruma elemanlarının (konservatör) da ihtiyacı karşılamaya yetmediği ortadadır. Mevcut istihdam olanaklarına karşın, nitelikli eleman sayısının yetersizliği nedeniyle kültür varlıklarımız ya kaderlerine terk edilmekte, ya da mesleğe kısıtlı bilgi ile girip deneme yanılma yoluyla uygulama yapan eğitimsiz elemanların insafına bırakılmaktadır. Bugün müzelerimiz, ören yerlerimiz tarihi kentlerimiz kötü ve bilinçsiz uygulamalar sonucu zarara uğratılmış eser örnekleriyle doludur.

Ülkemizde yaygın olan ara eleman yetiştirmeye yönelik meslekî eğitim programlarından mezun olan “konservasyon-restorasyon” teknikerleri, sahip oldukları kısıtlı bilgi ile karar verme ve inisiyatif kullanma aşamalarında yetersiz kalmaktadır. Teknikerlerin uygulamalarda mutlaka bir koruma elemanı veya uzmanı (konservatör) tarafından yönlendirilmeleri ve denetlenmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla, öncelikli olarak bilimsel araştırma, yöntem belirleme, uygulama ve uygulama sonuçlarını değerlendirme bilgi ve becerisine sahip koruma elemanı ve uzmanlarının yetiştirilmesi, bunun için de en az lisans düzeyinde eğitim-öğretim verilmesi gerektiği ortaya çıkmış bulunmaktadır. Nitekim ileri ülkelerdeki örneklere bakıldığında çeşitli kültür varlıklarını kapsayan koruma-onarım ile ilgili eğitim programlarının 4 ila 7 yıl arasında değiştiği görülmektedir.

Bu sorunlar ve Türkiye’nin tarih mirası ile dünyada “koruma uzmanlarına” en fazla gereksinimi bulunan ülkelerden biri olduğu gerçeğinden hareketle, ülkemizde taşınır kültürel mirasın korunmasına yönelik lisans ve lisansüstü seviyelerde koruma eğitimi veren programların yapılandırılması ve desteklenmesi yoluna gidilmelidir.

Türkiye’de “kültür varlıklarını koruma ve onarım” konusunda eğitim veren yüksek öğretim kurumlarına bakıldığında, eğitimin daha çok Meslek Yüksekokulları bünyesinde yer alan 2 yıllık “Restorasyon-Konservasyon” önlisans programları ile Mimarlık Fakültelerinde oluşturulan taşınmazlara yönelik lisansüstü “Restorasyon” programlarının ağırlıkta olduğu görülmektedir. Mimari mirasa yönelik koruma eğitimi planlı bir program kapsamında ilk kez 1966 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Mimarlık Fakültesi bünyesinde başlatılmıştır. ODTÜ’den sonra, sırasıyla, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nde (DEÜ) yüksek lisans eğitimi veren bölümler açılmıştır.

Türkiye’de yeni gelişmekte olan taşınabilir kültür varlıklarına yönelik 4 yıllık eğitim programlarının ise Fen-Edebiyat Fakülteleri veya Güzel Sanatlar Fakülteleri olmak üzere iki farklı akademik çatı altında şekillendikleri izlenmektedir. Bir kısmı henüz aktif olmayan bu programlar, bazı farklılıklarla, temelde taşınabilir nitelikteki arkeolojik, etnografik ve sanat objelerinin korunması ve onarımı konularına yönelmiş bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi bünyesindeki “Taşınabilir Kültür Varlıklarının Korunması ve Onarımı Bölümü” Türkiye’de bu alanda lisans eğitimi veren ilk ve öncü program olmuştur.

Batman Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi ve Denizli Pamukkale Üniversitesi’nin Fen-Edebiyat Fakülteleri bu programı izleyen bölümler kurmuşlardır. Mimar Sinan Sanat ve Tasarım Üniversitesi’ndeki “Sanat Eserleri Konservasyonu ve Restorasyonu Bölümü”, Kocaeli Üniversitesi’ndeki, “Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü” ile Gazi Üniversitesi’ndeki “Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü”, Güzel Sanatlar Fakültesi bünyelerinde kurulan eğitim programlarına örnek olarak verilebilir.

Güzel Sanatlar Fakültelerinin bu programların eğitimde yakalayacağı yüksek verimlilik bakımından daha elverişli bir akademik yapı oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu fakültelerde eğitim veren “Resim”, “Heykel”, “Seramik”, “Tekstil” ve bazen “Mimarlık” gibi temel sanat bilimleri ile “kültür ve sanat eserlerini koruma ve onarım bölümleri” arasında araştırma ve uygulama konuları bakımından birbirilerini tamamlayacak, destekleyecek sıkı bağlantılar bulunmaktadır. Bir tarafta sanat objesi (resim, heykel, seramik, tekstil vb) üretmeyi, diğer tarafta ise geçmişte ve günümüzde üretilen sanat objelerini korumayı hedefleyen farklı eğitim programları söz konusudur. Bu programların aynı çatı altında buluşturulmasıyla, tasarım ve üretim teknikleri ile koruma-onarım tekniklerini içeren ortak dersler sayesinde bölümler arası etkileşiminin/işbirliğinin güçlendirilmesi ve öğrenci niteliğinin yükseltilmesine katkı sağlanacağı muhakkaktır. Nitekim ileri ülkelerde kültür varlıklarını koruma ve onarım ile ilgili eğitim programlarının, yukarıda vurguladığımız işbirliği nedeniyle, genelde Güzel Sanatlar Fakültesi bünyelerinde yapılandırıldığı görülmektedir.

Söz konusu eğitim programlarının iç ve dış değerlendirmelere dayalı güçlü yönleri bir hayli fazladır. Bunlardan en önemlisi, tüm insanlığın ortak mirası sayılan kültür varlıklarının korunmasının bugün önemle üzerinde durulan evrensel bir konu olması ve konuya olan ilginin dünyada ve Türkiye’de gittikçe artmasıdır. Kültürel mirasın kalıcılığını ve sürekliliğini sağlamak için ülkemizin de üyesi olduğu uluslararası koruma örgütleri (UNESCO, ICOMOS, ICCROM, ICOM vb.) yoğun çalışmalar yapmakta, bu alanda uzmanlaşmış nitelikli meslek elemanı yetiştirmeye yönelik eğitim programlarına ve uygulama projelerine destek sağlamaktadır. Programların diğer bir güçlü yönü de, ülkemizin sahip olduğu kültür ve tarih mirasımızın zenginliğine bağlı olarak mezunlar için son derece geniş istihdam imkânlarının varlığıdır. Mevcut istihdam imkânlarına karşın, ülkemizde bu alanda faaliyet gösteren eğitim programlarının ve koruma elemanlarının (konservatör) azlığı söz konusu programları daha da önemli kılmaktadır.

Kuşkusuz Türkiye için henüz genç sayılabilecek bu alandaki eğitim sürecine ilişkin karşı karşıya bulunduğumuz bazı temel sorunlara ve zayıflıklara da değinmek gerekir. Bunlardan ilki ve en önemlisi alanında “uzman/eğitmen” temininde yaşanan güçlükler, diğeri de uygulamalı eğitim ve araştırmaya elverişli “fiziki koşulların” (kütüphane, laboratuar, teknik donanım vb) yetersizliğidir. Bu durum eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerinin yüksek verimlilikle sürdürülmesinde zayıflıklara yol açmaktadır. Söz konusu zayıflıkların ortadan kaldırılması ve ideal koşulların oluşturulması, koruma bilincinin ülke sathında kavranması ve yaygınlaştırılmasına, yerel ve merkezi idarelerin bu alana yeteri kadar kaynak aktarmasına bağlı olarak hız kazanacaktır.

Alana ilişkin diğer bir sorun da, eğitim-öğretimde yardımcı kaynak olarak kullanılacak yayınların çoğunlukla yabancı dilde olmasıdır. Bu durum, hem öğretim elemanları, hem de öğrencilerin dünyadaki gelişmeleri izlemek, bilgi ve birikimlerini arttırabilmek için yabancı dil bilme zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bu sorunun üniversitelerin öğrenci ve öğretim elemanlarına sağlayacağı kurs, sertifika programları vb. olanaklarla çözümlenmesi mümkündür. Öte yandan, Türkçe yayın sayısının arttırılmasına yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesi için bu alanda faaliyet gösteren araştırmacı ve eğitmenlere büyük sorumluluklar düşmekte, üniversitelerin de bu çalışmalara destek sağlaması gerekmektedir.

Koruma Eğitiminde Branşlaşma ve Süreklilik Üzerine

Koruma bilimi arkeoloji, sanat tarihi, kimya, fizik, biyoloji, arkeometri, güzel sanatlar, müzecilik, fotoğrafçılık, bilgisayar gibi pek çok konuyu bünyesinde toplayan ve bunları kendi çalışma alanına yönelik olarak değerlendiren bir disiplindir. Çeşitli niteliklerdeki kültür varlıklarının korunması sırasında farklı malzeme cinslerine göre, değişik boyutlarda çok çeşitli maddeler ve teknik bilgi kullanılarak birbirinden farklı uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Bu durum ileri ülkelerde farklı malzeme türleri ve alanlara göre koruma bilimi ve eğitiminde çeşitliliğe yol açmıştır. Resim, kâğıt, deri, ahşap, mozaik gibi özellikli alanlarda uzmanlaşmanın ileri düzeydeki uygulamalara nitelik kazandırdığı muhakkaktır.

Bununla birlikte, müzelerinde, bir kaçı hariç, konservatörü bulunmayan, koruma bilinci yeterince yaygınlaşmamış ve temel koruma standartları henüz olgunlaşmamış Türkiye için bu çeşitliliğin ne derece yarar getireceği tartışmaya açık bir konudur. Nitekim Türkiye’deki bazı Güzel Sanatlar Fakültelerinde “Eski Çini Onarımları” adı altında yürütülen lisans programlarının tek malzemeye odaklı içerikleri bakımından ülke gereksinimlerine yüksek verimlilikte katkı sağlayamadıkları görülmektedir.

Ülkemizin mevcut olanakları ve reel ihtiyaçları, uzmanlaşmanın mesleki bilgi ve beceri kazandıran lisans düzeyindeki temel eğitim üzerine yapılandırılması gereğini ortaya çıkarmaktadır.

Nitekim ICOMOS’un 1993 yılında yayınladığı “Koruma Eğitimi Tüzüğü”nde, eğitim planlamalarının her kültür bölgesinin gelenekleri, gereksinimleri ile yönetimsel ve ekonomik koşullara bağlı olarak şekillenmesi gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye için 6 yıllık temel tıp eğitimi alan pratisyen hekimler gibi, müze ve arkeolojik kazılarda önleyici ve etkin koruma yöntemlerini asgari düzeyde uygulayabilecek “pratisyen konservatör” yetiştirmek öncelikli hedef olmalı, eğitim programları bu ihtiyaca cevap verecek şekilde planlanmalıdır. Bu eğitim programlarını tamamlayarak temel bilgi ve beceri kazanan konservatörlere kendi tercihleri doğrultusunda, örneğin taş koruma, mozaik koruma, resim koruma, metal koruma, kâğıt koruma, çini koruma, ahşap koruma vb. alanlarda lisansüstü eğitim, kurs veya sertifika programlarıyla uzmanlaşma yolu açılmalıdır. Doğrudan malzeme türlerini esas alan uzmanlıklar dışında, müzeler, arkeolojik alanlar ve su altı buluntuları gibi farklı koruma alanlarına yönelik uzmanlaşma yoluna da gidilebilir.

Kültürel mirasın korunmasında sürekliliğin sağlanması için meslek elemanlarına yönelik sürekli eğitim programlarının uygulanması, koruma tutum ve yaklaşımlarına ilişkin bilgilerin koruma politikalarında etkisi bulunabilecek bütün kişi ve kuruluşlara iletilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, koruma alanına ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlar ile uluslararası işbirliği yoluna gidilmesi, seminer, sempozyum, workshop gibi bilimsel aktiviteler ve ortak projeler düzenlenerek gelişen yöntem ve teknolojilerin izlenip güncellenmesi sağlanmalıdır. Bunun için ulusal, bölgesel ve uluslararası eğitmen, uzman ve öğrenci değişim programları teşvik edilmelidir.